Kitaplığımın en gezgin, en yaralı gazisi olur
kendileri. Benden önce iki kişinin daha dokunduğu, bir kafenin tozlu deposunda
bulunup bana hediye edilen bu eser; bir arkadaşıma ödünç vermemle başlayan yolculuğunda,
sadece aynı lisede olduğumuzu bildiğim birinin ortaokula giden kardeşine kadar
uzandı. Neredeyse her cümlesinin altı çizilmiş, sayfaları yorgunluktan kırışmış
ve cildi yırtılmış bir halde, dönmesinden umudu kestiğim o iki buçuk yılın
sonunda nihayet evine, kitaplığıma döndü.
Tüm bu yaralarına rağmen, Erebos benim için bir
kitaptan fazlası; bir hatıra ve bir yaşanmışlık. Ursula Poznanski, okuru
alışılagelmişin dışında, hem bilgisayar ekranının soğuk ışığında hem de gerçek
hayatın tekinsiz karanlığında geçen bir kurgunun içine hapsediyor. Adım adım
takip edildiğiniz, yapay zekânın sınırlarını zorlayan ve oyuncusuna gerçek
dünyada görevler dayatan bir oyun... Ancak bu oyun, arka planda yaratıcısının
intikamına hizmet eden, ürkütücü bir mekanizma.
Kitabın kendi hikâyesi kadar, o uzun serüveninin de
benim için yeri çok ayrı. Okuma alışkanlığı olmayan yahut hacimli romanlardan
gözü korkan insanları dahi sürükleyici üslubuyla bir çırpıda yakalayan bu
eseri; özellikle oyun dünyasına, bilim kurgunun merak uyandıran karanlığına ve
fantastik kurgunun o kendine has atmosferine tutkun olan herkese öneririm.

Yorum Gönder