Gece saatleri, dünyanın kendi gürültüsünden
çekildiği ve zihnimin o kendine has, biraz da yorucu senaryolarını sahneye
koyduğu o eşik saatleridir. İşte tam bu saatlerde, Coffee Talk ile tanıştım.
Bu oyun bir "visual
novel"dan (görsel roman) fazlası; bir tür dijital itiraf kabini.
Seattle’ın yağmurlu, loş atmosferinde, baristanın arkasındaki o tezgâhta sadece
içecek hazırlamıyorsunuz; aynı zamanda insanların hayatlarına, kırgınlıklarına
ve o bitmek bilmeyen dertlerine tanıklık ediyorsunuz. Bir roman okumakla oyun
oynamak arasında, o çok ince çizgide salınan bir deneyim. Bazen sadece bir
fincan lattenin buharı, ekrandaki bir karakterin hikayesini değiştirmeye
yetiyor.
Oyunun o huzurlu, piyano
ağırlıklı lo-fi müziklerini duymak bile beni o an o tezgahın arkasına
ışınlıyor. Ancak bir itirafım var: Coffee Talk 'u bitirmem, dünyadaki en yavaş
süreçlerden biri oldu. Vaktimin darlığından değil, oyunu bitirdiğim an o loş,
yağmurlu dükkanın kapılarının benim için de kapanacağını bildiğimden, hikayeyi
adeta bir mücevher gibi parça parça, sindire sindire tükettim. Sanki o dünyayı
ne kadar yavaş tüketirsem, kendi gerçekliğimdeki o yorucu döngüden o kadar uzun
süre kaçabilirmişim gibi... Oyun bittiğinde hissettiğim o burukluk, aslında o
dünyaya ne kadar dahil olduğumun kanıtıydı.
Bu deneyim bende sürekli bir
soru işareti uyandırıyor: Ben de
böyle bir hikaye yazabilir miyim? Bir görsel romanın o samimi dünyasında,
insanın kendi içindeki o gürültüyü kelimelere dökebilir miyim? Ya da daha da
ileri gidip, kendi dünyamı, kendi "kahve dükkanımı" dijital bir
formda inşa edebilir miyim? Oyunun sonu gelse bile o karakterlerin hayatlarının
bir yerlerde devam ettiğini bilmek, kendi kurguladığım karakterlerin dertlerini
dinleyeceğim o hayali tezgahı kurmam için bana ilham veriyor.
Şu an bunu yazarken bile,
klavyemin tıkırtısı o oyundaki fincan seslerine karışıyor sanki. Belki bir gün,
kendi evrenimi kurduğum bir proje üzerinde çalışırım. Ama şimdilik, Coffee Talk ‘un o zihnimde taze
kalan tadıyla yetiniyorum.
Siz hiç, veda etmek
istemediğiniz için bitirmeye kıyamadığınız ama zihninizde sürekli yeniden
yazdığınız o hikayelere tutundunuz mu?

Yorum Gönder