Bazen insan durup kendine bakıyor ve zihninin eski hızına, o tanıdık yaratıcılığına yetişemediğini fark ediyor. Eskisi kadar okuyamadığım için mi, yoksa odağımı bir yerlerde düşürdüğüm için mi bilmiyorum ama bir zamanlar içimden taşan o üretkenliğin yarısını bile bulamıyorum şimdilerde. Sanki yazmadığım, kelimelerden uzak kaldığım o uzun yıllar boyunca zihnim en iyi bildiği yeteneğini, o eski performansını usulca kaybetmiş gibi. Ne eskisi kadar yazabiliyorum ne de eskisi kadar derinlemesine düşünebiliyorum. Üstelik mesele sadece yorgunluk da değil. Olmak istediğim kişi olamamanın verdiği o tekinsiz his, beni olmak istediğim kişiden her gün biraz daha uzaklaştırıyor sanki. İşin garibi, artık kim olmak istediğim konusunda da eskisi kadar emin değilim. Kim olduğum sorusuna verdiğim cevaplar da eski sabitliğini yitirdi. Bugün biri karşıma geçip "Sen şöylesin" dediğinde, "Acaba gerçekten öyle miyim?" diye düşünmekten kendimi alıkoyamıyorum. Kendinin kim olduğundan haberi olmayan, neler yapabileceğini kestiremeyen, bilse dahi bunu nasıl hayata geçireceğini bulamayan o insana mı dönüştüm gerçekten?
Aslında "nasıl yapacağım" sorusu benim hayatımda hep kocaman bir muammaydı. Bir şeyler yapmayı hep çok istedim ama teoriyi pratiğe döken o köprüyü kurmakta hep eksik kaldım. Yanlış anlaşılmasın, araştırmak konusunda hiçbir eksiğim yoktu; kağıt üstünde neyin, nasıl, hangi adımlarla yapılacağını milimetrik olarak biliyordum. Fakat o planı gerçek hayata tercüme etmeye çalıştığımda, zihnimdeki o görünmez duvara çarpıyordum. Sanırım bu durum, başlamadan önce her şeyin kusursuz bir şekilde hazır olması gerektiğine dair o katı inancımdan kaynaklanıyordu. Her detayı mükemmel kılarsam başarının da kendiliğinden geleceğini sanıyordum. Oysa bazı şeylerin hazır hale gelebilmesi için, önce o ilk adımı atıp yola çıkmak gerektiğini hep unuttum.
İçinde bulunduğunuz bu blog, bahsettiğim o erteleme döngüsünün en somut, en canlı örneği. Burayı hayata geçirmeden önce her şey tam olsun istedim. Hangi platformu seçeceğim üzerine saatlerce, günlerce araştırmalar yaptım. Ne yazacağımı, nasıl bir tasarımla okuyucunun karşısına çıkacağımı düşünürken koskoca yılları erteledim. Arada birkaç cılız deneme yaptım belki ama onları da beğenmeyip tamamen sildim. Fakat şu an, ilk defa "nasıl yapacağımı" saplantılı bir şekilde düşünmeyi bir kenara bırakıp sadece harekete geçtim. Evet, muhtemelen gelecekte dönüp baktığımda buraya karaladığım bazı metinlerden çok utanacağım, yüzüm kızaracak. Ama en azından bu sefer gerçekten yoldayım. Blogun tasarımını, teknik detaylarını kafama takmadım; önce yapmaya başladım, düzenlemeyi sonraya bıraktım. Hatta buradaki yazılardan birkaçı seneler öncesinden kalan, tozlu taslaklardı. Normalde onları tamamen hazır hissedene kadar saklar, kimseye göstermezdim; bu kez ilk defa tamamladım, düzenledim ve hiç beklemeden, daha ilk günlerden herkese açık bir şekilde paylaştım. Sonunda mükemmel bir felç hissi yerine, kusurlu bir eylemi seçtim. Burası benim internetteki günlüğüm, yolculuğumun en şeffaf hali.

Yorum Gönder