İnsan bazen yorucu ve kırıcı dünyadan kaçmak, kendine güvenli bir alan yaratmak için üretir. Çizgiler, hikayeler, kelimeler ya da bir sahne, ruhun en güzel sığınaklarıdır. Yıllar boyunca bu sığınaklarda bir şeyler var edip ustalaşmaya, göze gelecek kadar ilerlemeye başlarsın. Ancak tam o zirveye, daha fazlasını yapmaya yaklaştığında, o güvenli alan birden görünmez bir ağırlıkla, yeni bir gerçeklikle senden bir şeyler talep etmeye başlar. Başarının da sonuçları vardır ve bu sonuçlar en çok da hayata dair sorumluluklar getirir. Sığındığın o limanların günün birinde omuzlarına yeni yükler bindirmesinden, o saf özgürlüğünün elinden alınmasından korkarsın. İşte tam da bu yüzden, o kendi kendini sabote edişler, aslında sığındığın o yaratıcı alanların bir zorunluluğa dönüşmesini engelleme çabasıdır. Fakat insan kaderinden ne kadar kaçarsa kaçsın, alması gereken sorumluluklarla eninde sonunda yüzleşmek zorunda kalır. Kendi seçtiğimiz, tutkuyla ürettiğimiz şeylerin getirdiği o ödül gibi sorumlulukları zamanında reddettiğimizde, hayat bizi hiç seçmediğimiz ve zamanla tamamen bir cezaya dönüşen bambaşka yükleri sırtlanmak zorunda bırakır.
Bunu tüm çıplaklığıyla görebilmek, insanın kendi döngüleriyle yüzleşebilmesi büyük bir cesarettir. Yine de bu derin farkındalığa rağmen zihin, o eski ve tanıdık savunma mekanizmalarını devreye sokarak istemsizce kaçmaya devam edebilir. İstemsizce başarısız olacağına inanmak ve kendini adım adım o sona sürüklemek, aslında bilinçaltının seni bilinmezlikten koruma inatçılığıdır. Başarısızlık tanıdıktır; acı verse de sonuçlarının ne olduğunu, o duyguyla nasıl başa çıkacağını bilirsin. Oysa başarı ve hayatını tamamen değiştirecek o büyük adım, henüz kurallarını bilmediğin yepyeni bir evrendir. Önünde duran o devasa seçim anı, atılacak tek bir adımın bütün gerçekliğini değiştireceği, geri dönüşü olmayan bir zaman kırılması gibidir ve bu ihtimalin ağırlığı insanı felç edebilir. Ancak kaçtığın, sırtını döndüğün o hayat değiştirecek mesele sen kaçtıkça yok olmaz; aksine, zihninde büyüyüp ağırlaşan bir gölgeye dönüşür. Çünkü adım atmaktan kaçmak da aslında bir seçimdir ve insanın kendi hayatının eşiğinde dururken verebileceği en ağır karar, o eşikte eylemsizce beklemeyi seçmektir.

Yorum Gönder