Anlamak Üzerine

İçimizden dökülen o amansız derdi başkalarına anlatma arzusu, derin bir kabullenişle biliyoruz ki, aslında beyhude bir çabadan ve boş bir eylemden ibarettir; zira karşımızdaki insanın ruhumuzun o ince kıvrımlarını ve asıl sancısını kavraması neredeyse imkânsızdır, lakin zamanla kendi yankımızdan yorulup duvarların soğuk sessizliğiyle, aynaların dilsiz tanıklığıyla ve kendi zihnimizin içindeki bitmek bilmeyen o yıpratıcı iç diyaloglarla konuşmaktan öyle yıpranırız ki, en azından farklı bir kapı çalmak adına şansımızı bir kez de insanların o yüzeysel dünyasında denemek isteriz. Baktık ki insan hevesimizi kursağımızda bırakıyor, bu defa içimizi mürekkebin sığınağı olan defterlerin sessiz sayfalarına, oradan da teknolojinin soğuk ekranlarındaki bilgisayar tuşlarına dökeriz; elimizden geldiğince kendimizi, çığlıklarımızı ve yalnızlığımızı harf harf işleyerek anlatmaya çalışırız ama acı gerçek hiç değişmez: Hiç kimse bizim yaşadığımız derdi ya da satırlara kazıdığımız o yalın hakikati gerçekten anlamaz, aksine her insan sadece kendi süzgecinden geçirdiği kadarıyla, bizim anlattıklarımızın kendi zihnindeki ve geçmişindeki yansımasını okur ve bunu bir kavrayış sanır. Hatta o büyük bir özgüvenle "seni çok iyi anlıyorum" diyerek yanımızda durduğunu iddia edenler bile aslında tamamen bir illüzyonun içindedir; zira onlara içimizi kavuran bir aşk acısından bahsettiğimizde, zihinleri hemen kendi geçmişlerinde tecrübe ettikleri ya da tanık oldukları kırgınlıklara kayar, bizi kendi dar tecrübe kalıplarından birine hapsedip kendi hissettiklerini bizim hissimizle eşitleyerek o yüzeysel empati cümlesini kurarlar. Bu durum ölümün o ağır soğukluğundan aşkın yakıcı acısına, fakirliğin ve yokluğun getirdiği çaresizlikten ruhun en derin varoluşsal sancılarına kadar her konuda böyledir; hakikatte ise bu evrende hiçbir insan bir başkasının özgün acısına tamamen nüfuz edemez. Yine de kimseyi bu yüzeyselliği yüzünden suçlamamak gerekir; çünkü gerçek anlamda anlayabilmek, insan zihninin sınırlarını aşan, henüz hiç kimsenin tam olarak vakıf olamadığı kadar derin ve mistik bir sırdır ve insanın daha henüz kendi karmaşık ruhunu, çelişkilerini ve iç dünyasını bile tam olarak çözemediği bu fani dünyada bir başkasını gerçekten anlayabileceğine inanması ya da anlama çabasına girmesi, zamanı beyhude bir beklentiyle tüketmekten başka bir şey değildir.

 

FİKİRLER (0)
Henüz hiç fikir belirtilmemiş, ilk sen ol.

Yorum Gönder