O son bakış, aslında mekanlara ya da duvarlara atılan bir bakış değildir; hayatın bir evresini kapatırken zihne vurulan o sessiz mühürdür. Lisede ailece taşınırken, üniversitede kız arkadaşımın evinden ayrılırken, ilk evimin ya da ikinci evimin kapısını kapatırken… Hepsinde de kapıdan çıkmadan hemen önce durup son bir defa arkama baktım.
Öyle filmlerdeki gibi gözümün önünden anıların film
şeridi misali geçtiği sahneler yaşanmadı elbette. Zaten o anın amacı geçmişi o
birkaç saniyede yeniden yaşamak da değildi. O son bakış, tamamen ilerisi
içindi. İleride bir gün dönüp geçmişe baktığımda, bana bir zamanlar yuva olan
ya da zulüm olan o yerleri zihnimde net bir şekilde bulabilmek içindi. Bir
dönemi paketleyip gelecekteki kendime bir işaret fişeği bırakmaktı: Burası yaşandı, geçti ve bitti; ama
beni ben yapan parçalardan biri olarak burada duruyor.
Mekanlar bir şekilde geride kalıyor. Kapısı kapanıyor,
eşyalar toplanıyor, anahtarı teslim ediliyor. Tüm hatıraları tek bir karede
birleştiren, zihindeki o doğru rafa kaldıran son bir arşiv bakışıyla konu
kapanıyor.
Tabi bu bakış sadece evlere, mekanlara değildi. Bazen
insanlara oldu. Bazen istemli, bazen de tamamen istemsizce... Bir evin kapısını
kapatıp gitmekle bir insanın arkasından bakmak aynı değil elbette. Mekanın
arşivi zihinde durur ama bir insana atılan o son bakışın bıraktığı iz,
duvarların tutabileceğinden çok daha derin. O da başka bir hikayenin konusu.

Yorum Gönder