Dijital dünyayla kurduğum bağ hiçbir zaman karmakarışık masalar, yüzlerce sekme ya da her köşeden fışkıran bildirimlerden beslenmedi; ben her zaman cihazlarımın içinde o sessiz, sade alanı aramayı seçtim. Bilgisayarımın veya telefonumun ana ekranına baktığımda karşıma çıkan olabildiğince az kısayol, özenle gruplanmış klasörler ve temiz bir arka plan bana sadece bir ekran görüntüsü değil, zihinsel bir ferahlık hissi veriyor. Bu durum benim için profesyonel bir düzen arayışı ya da dijital bir iş disiplini değil; tamamen kişisel bir tercih, ekranın ardındaki o karmaşayı sevmeme hali. Gözümün önünde ne kadar az gürültü olursa, günün akışı içinde o kadar kendi odak noktamda kalabildiğimi hissediyorum.
Zamanla akıp giden dijital kalıntıları biriktirmek yerine onları geldikleri gibi uğurlamayı alışkanlık edindim. Önemli bir bilgi ya da hatıra taşımayan eski mesajları silmek, e-posta kutusunu düzenli aralıklarla kontrol edip gereksiz olanları temizlemek benim için adeta küçük bir zihin tazeleme seansı. Hatta galeriye dönüp baktığımda bile o anıların rastgele birikmesine izin vermiyorum; fotoğrafları albümlere ayırmak, ara sıra aralarına girip gözden geçirmek, gereksizleri ayıklayıp kategorize etmek bende bir yük değil, aksine alanı sadeleştirmenin getirdiği hafif bir huzur yaratıyor. Teknolojiyi hayatıma bir kolaylık olarak dâhil ederken, onun yarattığı o görünmez dijital dağınıklığın beni esir almasına izin vermemek, dijital notlarımın arasına eklediğim en kıymetli kişisel alışkanlıklardan biri haline geldi.

Yorum Gönder