Uykudan Çalınan Hayatlar

Bilirsin işte, gündüzleri o koşturmaca, sorumluluklar derken ruhumuz resmen nefessiz kalıyor; gün bittiğinde de o özlem duyduğumuz sessizliği ellerimizin arasında buluyoruz ya, tam olarak öyle bir şey yaşanıyor. Tıpta adına Revenge Bedtime Procrastination yani intikamcı uyku ertelemesi diyorlar ama işin aslı, gün boyunca hayatın kontrolünü tamamen elden kaçırmış olmanın acısını geceleri uykudan çaldığımız saatlerle çıkarmaktan ibaret. Gün boyunca başkalarının isteklerine, zamana karşı yarışmaya ve rutinin o acımasız akışına teslim olan kafa, gecenin o derin ve kimsesiz sessizliğinde kendi çapında bir intikam alıyor işte. Tabii ki işin madalyonun diğer yüzü pek de masum değil; bedenin ve zihnin hak ettiği dinlenmeyi alamaması ertesi günün enerjisini, odağını ve sağlığını fena şekilde baltalıyor. Kronikleştiğinde insanda ne kafa kalıyor ne enerji, sabahları resmen zombi gibi dolaşıyorsun ortalıkta. Beden uykuyu, hücreler yenilenmeyi feryat figan talep ederken zihnin direnmesi biyolojik saati altüst ediyor, insan kendini bilerek ve isteyerek bir tükenmişlik döngüsünün içine atıyor. Öte yandan işin o büyüleyici tarafı da var ki, o sessiz saatler dış dünyadan tamamen soyutlandığın, sadece sana ait olan ve kimsenin dokunamadığı muazzam bir sığınak yaratıyor. Gündüzleri herkesin senden bir şeyler beklediği, rollerin ve zorunlulukların arasına sıkıştığın o karmaşık dünyadan kaçabilmenin tek yolu o saatler oluyor; çünkü gece olunca telefonlar susuyor, kimse senden bir şey istemiyor, zaman adeta senin için duruyor ve zihnin nihayet derin bir nefes alıyor. Aslında uykuyu ve o huzurlu rüyanın sıcaklığını her şeyden çok sevdiğimi biliyorsun, yine de sırf gündüzleri sadece başkalarının beklentilerine yetişen bir gölge gibi hissettiğimden bu karanlık anlara sığınıyorum. Sabah erken saatte çalacak o acımasız alarmı bile bile, o uykusuzluğun ertesi gün bedenime bindireceği yükü peşinen kabul ederek ekran karşısında ya da öylece karanlıkta oturmaya devam ediyorum. Çünkü o geç saatler, yorgun düşen o bedenime rağmen dünyaya teslim olmadığını, kendi irademle var olduğumu ve günün benden çaldığı zamanı geri aldığımı hissettiğim tek an oluyor. Uykudan kaçışım tembellikten ya da vakitsizlikten değil; tam aksine, bu hayatın sadece pasif bir izleyicisi değil, en azından kendi gecelerimin yazarı olduğumu hatırlamak istememden kaynaklanıyor. Pencereden dışarıdaki o sessiz sokaklara bakarken yarın yaşayacağım yorgunluğu peşinen satın alıyorum ama sırf "ben de bu hayatta varım, bu zaman dilimi tamamen bana ait" diyebilmek için uykudan çaldığım o demlerin ruhumu hayatta tutan tek gerçek bağ olduğunu bilerek içten içe rahatlıyorum.



FİKİRLER (0)
Henüz hiç fikir belirtilmemiş, ilk sen ol.

Yorum Gönder